28 Temmuz 2017 Cuma

Kariyerini Çöpe Atan Bilge


Başlangıç Noktası


Her şeye temiz, taze bir başlangıç
Her şeye temiz, taze bir başlangıç....

     Hiçbir şey yok; hiçbir şey. Kafamdaki hafif sersemlik ve kollarımdaki ağırlık hissinden başka. Bacaklarımın yarısı sıcak kumlara gömülmüş bir halde sahilde buluyorum kendimi. Üstüm başım kum içinde. Yaz yağmuru sonrası açan güneşin altındayım, başım öne eğilmiş yerdeki belli belirsiz izlere bakıyorum. Hava sıcak, güneş yakıyor. Arada denizden esen meltem koltuk altlarımı ve belimi hafifçe sarıyor. Esinti ile kuruyan kum tanecikleri üzerimden teker teker dökülüyor. Hafif hafif titriyorum. Kulağımda dalgaların sesi, uzaktan deniz kuşları çığlıklar atıyor belli belirsiz. Gün ışığı içinde huzur doluyum. Sağ ayağımı kumdan çıkarıyorum. Ayak bileğimde uzun saatler boyunca giydiğim "kurumsal çorap"ın izi hala duruyor. Diğer ayağımı da çıkarıyorum sıcak kumdan. İşyerinde uzun saatler boyunca ayakkabının içinde kalan zavallı ayaklarım özgürlüğün keyfini çıkarırcasına sonuna kadar parmaklarını açmış, aralarından geçen rüzgarın ferahlığını yaşıyorlar. Bir daha ben istemediğim sürece de o esareti yaşamayacaklar diye düşünüyorum kendi kendime. Evet ayaklarım özgürdü! Ben de özgürdüm artık :)

Eski Patronum

Eski patronumla tanışın!
   Şimdiye kadar hep başkasının işi için koşuşturmuştum. Aylar, yıllar boyunca, benden 1500 kilometre kadar uzakta ve şimdiye kadar ancak youtube videolarını, resimlerini görebildiğim bir adam daha çok kazansın diye didinip duruyordum. Onun için ben personel listesindeki bir isimden başka bir şey değildim. O kadar kişi içinde belki de hiç tanımadığı, bilmediği biriydim ben. Ama bu tanımadığı adam yaptıklarıyla ona milyonlar kazandırmıştı.

  İdeal(?) Yönetici

patronların sevdiği yönetici
İdeal(?) yönetici!
   Çalıştığım yıllar boyunca şunu anladım ki; müdürlerin, şeflerin ve bilumum yönetim erkanının tek bir amacı var: "Patron adına işleri yönetmek ve çalışanları avutmak!" Aslına bakarsanız çalışanların çoğu ne yapmaları gerektiğini bildiklerinden dolayı yönetmek açısından pek bir katkıları yok gibi. Zaten işletme kurmanın mantığı da bu değil midir? Bir girişimci(patron) belirli işlemleri bir araya getirerek üretim/ticaret yapan, para kazandıran bir sistem kurar ve çalışanlar bu sisteme adapte olduktan sonra çarklar dönmeye başlar. Yöneticiye bu aşamada gerek yoktur. Onun asıl görevi iş görenleri kendileri için belirlenen bir ücrete saatler boyunca çalışmaya ikna etmek! İşi öğrendikten sonra kalifiye/değerli eleman olark hizmet vermelerine devam etmelerini sağlamak. Pek çok şirektte görmüşsünüzdür çok yetenkli, geniş çevreye sahip insanların bir maaşla çalışmaya devam ettiklerini. Bu aslında yönetimin başarısıdır. Bir nevi illüzyondur yani.

Yigit ozgur patron zam karikaturu
Yiğit Özgür bu karikatürüyle
konuyu çok güzel anlatmış
   Bu insanların kafalarında olan tek şey şirket içinde değerli oldukları, kazandıkları her şeyin firmanın sayesinde gerçekleştiği. Burada haklılık payları da var. Deneyimsiz ve bilgisiz, vasıfsız bir eleman statüsündeyken seneler boyunca çalışarak bilgi, beceri ve deneyim kazanmış değerli bir çalışana dönüşmelerinde firmanın payı büyük. Ancak kazanç kısmına gelince kazın ayağı öyle değil: sadece firmanın belirlediği kadar kazanabilirsiniz, daha fazlası yok. Daha fazlasını istediğinzide nankörlükle, açgözlülükle suçlanırsınız. Size dışarda işsiz gezen en az sizin kadar bilgi sahibi pek çok insanın olduğundan bahsederler. Yiğit Özgür'ün meşhur karikatürünü hatırlayın ;)

Adamlar Zamanında Yapmış!!!

yağmurlu gün, cam
Ofisin manzarası buna benziyordu,
neyse ki kurtuldum oradan :)
   Benim de öyle oldu. Çalıştığım firmadaki şefim bana; "Ne kadar kazandırırsan kazandır, firmanın cirosu yanında hiç kalır! Zaten satışın çoğu firmanın adı sayesinde oldu, başka bir isim altında bu kadar kazancı hayatta elde edemezdin. Bu şirket sayesinde bu duruma geldin şimdi bir de tüm bunlara rağmen bu kadar çok zam istemen ayıp!" gibisinden uzunca bir nutuk çekti. Sözlerinin çoğunu dinlemedim; camdan dışarı bakıyordum :) Yağan yağmuru izliyordum. Adam konuşmaya devam etti. Maaşımda bir iyileştime yapılmayacağı gibi yaklaşan bir proje yüzünden de yıllık iznimi kullanamayacağımı söyledi. Ben sessizce dinledikçe adam daha da coşuyordu. Sesi vaaz veren bir din adamı gibi giderek yükseliyordu. Patronları öven sözleri yağmur gibi üstüme yağıyordu. Yordu.. yordu.. her şeyi yordu! Yoruldum adamı dinlemekten. Birden söylediği yağmur gibi sözcüklerden birkaç tanesi kulağımda asılı kaldı:" Tüm bunlar falanca beylerin girişimi. Tabii ki de en çok parayı onlar hakediyor. Adamlar o kadar atılım yapıyor, yatırım yapıyor.... Adam zamanında yapmış yatırımını...."

   Şefin odasından elim boş çıkarken kulanmdaki sesleri tekrar ediyordum. Girişim, atılım, başlangıç.. evet sihirli sözcük buydu: Bir başlangıç yapmalıydım, başarmalıydım, popüler tabirle "hayata iz bırakmalıydım." Ama önce kendime bir başlangıç noktası bulmalıydım!
hayata iz bırakın
Bunlar da hayata bıraktığım izim olsun!



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

E-posta ile Takip Et